TMMOB ve STK’lar sadece eleştiriyor

TMMOB Kent Kurultayı açılışında konuşma yapan İstanbul Vali Yardımcısı Cumhur Güven Taşbaşı, kent yönetimi, kent sorunları TMMOB ve sivil toplum kuruluşların tavrı üzerine değerlendirmeler yaptı.

Cumhur Güven Taşbaşı kent yönetimini tanımladığı, eleştiri ve önerilerini sıraladığı konuşması özetle şunları söyledi:

Kent yönetimi dendiği zaman üç temel üzerinde olduğunu görmekteyiz: Bunlardan birincisi hukukun üstünlüğü, ikincisi demokratik yönetim üçüncüsü insan haklarına dayalı bir yönetim. Tabiî ki bütün kent yönetimleri hukuksal çerçeve içinde kenti yönetirler. Yönetimde keyfilik olamaz. Yine kent yöneticileri insan hak ve özgürlüklerini tehlikeye sokacak kararlar alamazlar. Yine demokratik olması prensibine göre de eşit ve adaletli bir yönetim olmalı ve katılımcı bir yönetim anlayışı içinde olunması gerekir.

Benden önce konuşan TMMOB başkanı sorunları dünya ölçeğinde ele aldı ve çözümleri buradan kent ölçeğine indirdi. Ben yalnızca bir kentin yaşam şekli ve buradaki sorunları nasıl çözeriz, bununla ilgili olarak fikirlerimi söyleyeceğim.

YURTTAŞ YÖNETİME KATILMAYI BİLMİYOR

Katılımcılık dediğimizde; bunu birçok insanın bilmediği ve kendi haklarını da insanların farkında olmadıklarını söyleyebiliriz. Örneğin belediye meclislerinin toplantılarına kentte yaşayan insanlar katılabilirler. Oysa bizim ülkemizde bırakın meclis toplantılarına katılmayı, bunu dahi bilinmemektedir. Meclislerde kent için önemli kararlar alınmaktadır.

Aynı şeyi kentte kararlar alınacağında, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, meslek örgütlerine çağrı düzenleyip de “gelin beraber burada kente dair kararlara alınacak, siz de ne düşünüyorsunuz, ortak bir karar alalım ve bunu birlikte hayata geçirelim…” diye bir yönetim anlayışının sergilenmediğini görmekteyiz.

KENTLİLİK BİLİNCİ YOK

Buradan bir şey çıkarmaktayız: Hem kentte yaşayanların kent yönetimi hakkında iyi bir şekilde bilgi sahibi olmadıkları ve kent kültüründen uzak bir biçimde yaşamlarını sürdürdükleri anlaşılır. İstanbul her geçen gün yaşanması zor bir kent halini almakta ve birçok insan buradan gitmeyi düşündüğünü söylemektedir.

Oysa kentin nüfusu her geçen gün artmaktadır. Bu da kentte yaşayan insanların kentlilik bilincinin bulunmadığı, kentte yaşama alışkanlığına sahip olmadıklarını, kentte neye nasıl katılacaklarını bilmediklerini göstermektedir.

TÜRBELERE GİDENLER MÜZELERE GİDENLERDEN FAZLA

İstanbul’da yaşayıp, Boğazı bilmeyen Sultanahmet’e inmeyen, Topkapı Müzesini görmeyen, Ayasofya’yı bilmeyen yurttaşlarımız olduğunu maalesef söylemeliyim.

Burada size bir gerçeği daha söyleyeceğim: İstanbul’da yaptığımız bir araştırma sonucunda; türbelere giden insan sayısının müzelere giden insan sayısından daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır.

Bu tip şeyleri söylemekteki maksadım, hep eleştirmek değil bu kentin insanlara bizim de sorumluluğumuz olduğunu, görevlerimiz olduğunu belirtmek içindir. Bazı şeyler için “biz buna karşıyız, bunu yapmayacağız, bu doğru değil, alternatifi şudur…” demek çözüm getirmiyor. Bunların hayat geçebilmesi ve işbirliği içinde söylenmeleri gerekiyor. Bunu bir kamu yöneticisi olarak iğneyi kendime batırarak söylüyorum.

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ GÖREVLERİ…

Bu bakımdan sivil toplum örgütlerine ciddi bir görev düşmektedir. Kent idaresi ile kentliler arasında ciddi bir diyalog eksikliği vardır ve sivil toplum örgütleri bunu kurabilirler. Bugünkü kurultayın bu açıdan önemli bir işlevi olacağı inancındayım.

Biraz önce konuşan sayın başkan (TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı…) Galataport yapılmasın, Haydarpaşa, Dubai Kuleleri yapılmasın dedi. Hep belirli sloganlarla belirli hedeflerle uğraşıyoruz. bir şeylerden haberimiz yok.

Haydarpaşa sit alanı ilan edilmiş ve durdurulmuş vaziyette. Galataport ihalesi mahkeme kararıyla rafa kalkmış durumda. Ben aynı zamanda UNESCO Dünya Miras Listesi içinde görev yapıyorum. Bundan beş yıl önce bu listeden bizi çıkarmak için UNESCO bir karar aldı.

ALTERNATİFLER SUNMAK GEREKLİ

Bunun üzerine bütün sivil toplum örgütlerini, yerel yönetimleri ve bu konuda sorumlu olan kuruluşları İstanbul Valiliğinde toplantıya çağırdık. Kendi aramızda bir örgütlenme yaptık ve dışişleri aracılığıyla bu örgütlenmeyi UNESCO ya anlattık.

Bu örgütlenmenin içinde İstanbul Mimarlar Odası da vardı. Çok güzel çalışmalar yapıldı ve bu çalışmaların sonucunda Haydarpaşa alanının sit alanı olmasını sağladık. Galataport projesi konusunda yasal olarak dava açılmasını ve önlenmesini sağladık. Dünya Miras Komitesi ile Paris’te yatığımız toplantıda “biz Haydarpaşa’ya, Galataport’a karşı değiliz, kent tabiî ki büyüyecek, bu gelişmeye biz engel değiliz, ama bu kentin siluetini bozacak koca koca binalar yapılmasına karşıyız, bunları buraya yaparsanız ne Haydarpaşa’nın bir kıymeti kalır ne de tarihi yarımadanın kıymeti kalır, yapılacaksa kentin dışına, tarihi bölgenin dışına yapın…” dedik.

Salt biz bunu istemiyoruz diye değil alternatif olarak ürettiklerimizi söylersek faydalı olabiliriz. Bu Kent Kurultayının bu açıdan çok önemli olduğunu, önemli fikirlerin tartışılacağını ve burada söylenenlerin kent yöneticilerine ve ülke yöneticilerine bilgi birikimi olacağına inanıyorum. Bu açıdan hepinize başarılar diliyor sevgi ve saygılar sunuyorum.

Kaynak: www.mimdap.org

<< Geri Dön