Emlakçılar - Levent - Sivil Toplum

Üsküdar’lı, Kadıköy’lü, Bebek’li, Beyazıt’lı, Nişantaş’lı vs…olmak o kişi hakkında bazı ipuçları verir. Anne babası, kendisi, çocuğu hatta torunu zaman içinde aynı evde yaşar ve aile tarihinin ve süregelen kimliğinin bir parçasını oluşturur. Sosyal yapıyı kuvvetlendiren mahalle ve sokak kavramları da önemli bir etkendir. Aynı sokakta top koşturmak, birbirlerine sabah kahvelerine gitmek, akşam ziyaretleri yapmak, zor anlarda haber zinciri kurup birbirlerine destek vermek…. gibi faaliyetler olur. Böylesine bir insani ilişki çeşitliliği daha sonraki dostlukları oluşturur. Bugün, çocukluk ve gençlik anılarını paylaştığınız bu dostlukları kolay elde edilebilir misiniz?

Önce Beyoğlu’nda oturuyorsunuz, işyeri oldu gidin, Şişli’ye taşınıyorsunuz, işyeri oldu gidin; Meciyeköy’e yerleşiyorsunuz, işyeri oldu gidin; Levent’e taşınıyorsunuz şimdi de size işyeri oluyor gidin diyorlar. Oturduğunuz konut alanı olan yerler bir süre sonra işyerine dönüştürülüp sizi evinizden uzaklaştırıyor. Sonunda mutlu olacağınızı sandığınız konut imarlı bir mahalleye taşınıyor, tam çevreye alışıp nihayet yaşlılığımızı da geçireceğimiz bir evimiz oldu derken tekrar aynı senaryoyu yaşamaya başlıyorsunuz.

Bugün apartmanda oturan insanlar, karşı dairesinde ya da alt ve üst katında oturan komşularını tanıyor mu? Bir fincan şeker isteyecek kadar ilişki kurabilmiş mi? Kuramamış çünkü iki yıl önce bir semtten, ondan önce başka bir mahalleden, ondan da önce başka başka bir yerlerden, belki de başka bir kentten taşınmış durmuş, devamlı bir göçebelik durumu.

Emlakçılar için sattığı veya kiraladığı emlak sayısı önemlidir, ne kadar yüksek fiyata satsa kardır, mahalle yok oluyor, Levent talan ediliyor, kent plansız gelişiyor, bunlar onları ilgilendiren konular değildir. Elbette yaygara koparacaklar.

Peki insanları devamlı taşınmaya zorlayan nedir?

Tabi ki bitmek tükenmek bilmeyen rant kavgası, insanların daha çok kazanma hırsı, hem de hiç bir engel tanımadan, sanki yasalar yokmuş gibi herşeye kolayca ulaşmak. Yasaların açıklarını yakalayıp, kendi adamları aracılığıyla (yerel yönetimler, spor kulüpleri ve diğer kulüpler, politik güçler vs. kullanılabilir bu süreçte) uyguladıkları baskılarla oldu bittiye getirip işi bitirmek. Sade vatandaşın bunlarla tek başına başetmeye elbette gücü yetmez.

Bizi bu tür insanlar ilgilendirmiyor aslında, esas konumuz bu tür insanlara ortamı kolayca sunan yerel ve idari yönetimler ve suskun kalan bizler, kentliler.

Bu arada, bir şeyi de merak ediyorum, burada yaşayanların talepleri sonucunda, sokaklara “Levent Konut Bölgesidir” diye pankartlar asan Belediye’mizden kimsenin aklına, buraları göstere göstere işyeri olarak pazarlayan emlakçılara bir uyarı, haydi bırakın uyarıyı, bir rica yazısı göndermeyi düşünen olmuş mudur? Acaba, seçim döneminde kimlerden oy bekleyecekler?

Yerel yönetimlerin belirlenmiş kuralları uygulamasıyla çağdaş bir kent yönetimi oluşur. Örnek verirsek yerel yönetim, imar planında konut olarak gösterilmiş bir bölgeyi ancak konut olarak koruyabilir, işyeri ruhsatı veremez, eğer verdiyse yasalara karşı gelmiş ve suç işlemiş olur. Levent tüm planlarda bir konut lejandı ile tanımlanmış ise onun alt yapısı da, ticaret merkezi de kendine yetecek kapasitede planlanmıştır. İstanbul’da plansızlıktan şikayet edilirken, planlı olarak yapılmış bir yer neden bozulmaya çalışılır.

Şimdi de kentte çok az bulunur türden planlı bir yeri plansız gelişmenin önüne atıyoruz.

Levent’te konut olarak oturan, kentlilik bilinci gelişmiş insanlar bundan on yıl önce bir sivil hareket olarak Çağdaş Levent Derneği’ni kurdu. Amacı 1950’ lerde İmar Planında konut alanı olarak geçen Levent’in prestij konut alanı lejandının korunması ve mahallelilik geleneğinin devamının sağlanması gibi konuları içermekteydi. Bu on yıl içinde üye sayısı yüz kırklara çıkmış, arkasındaki bu destekle mahalleyi sosyal ve fiziksel dokusu ile korumakta oldukça başarılı olmuştur. Hala aynı heyecan ve inanç ile çabalarına devam etmektedir.

Belediye, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler,Turizm Bakanlığı, Kaymakamlık ve Valilik makamları nezdinde dilekçelerle başvurular yapılmış, toplantılara katılınmıştır. Zaman zaman hukuksal alanda da hak arama yolu kullanılmıştır.

Bir şirket bir evi satın aldıktan sonra tamirat ruhsatıyla mini bir plazaya çeviriyor, bahçesindeki ağaçları kesip asfalt döküyor ki orada bir daha hayat ibaresi olmasın.

Peki konut bölgesinde nasıl işyeri ruhsatı alınabilir? Elbette legal yollardan değil, İstanbul’dan beceremeyen, tepeden inme, Ankara’dan. Bu ülkede her isteyen istediğini yapıyosa ve gücü gücü yetene ise biz de Derneğimizle buna karşı durabiliriz diye düşünüyoruz.

Sivil Toplum Kuruluşları gücünü üyelerinden alır, gereğinde yerel yönetimlerle işbirliği yaparak da bazı sorunların üstesinden gelmeyi becerir. Karşılıklı güven bu çalışmanın temel noktasıdır. STK’nın inandırıcı ve dirençli olması gereklidir. İşinizden evinizden zaman ayırıp da bu işlere gönül vererek çalışmak, çağdaş demokratik bir toplum için hem kişinin temel hak ve özgürlüklerinin bilincine varmasını hem de daha sağlıklı ve güven dolu bir dünyada yaşamasına yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.

Banu KARABEY

<< Geri Dön